BURSA (CİHAN)- Çabuk sinirlenme, gerginlik, sıkıntı, yüzde ateş basması, terleme, çarpıntı, kolay yorulma, el ve ayaklarda uyuşmalar, baş ağrısı, baş dönmesi gibi sorunların nedeninin kansızlık olabileceği ifade ediliyor. Uzmanlara kansızlığın en fazla kadın ve çocuklarda görülüyor.

 

Medical Park Özel Bursa Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Ümit Koçak, kansızlığın (anemi)kadınlarda ve çocuklarda daha çok görüldüğünü söyledi. Tedavi edilmediğinde ruhsal hastalıklar ve gelişme geriliğine kadar pek çok probleme yolaçan aneminin bir hastalık adı değil bulgu olduğunu belirten Koçak, nedenlerinin muhakkak araştırılması ve ona göre tedavi edilmesi gerektiğini belirtti.

 

Koçak, aneminin nedenlerini şöyle sıraladı: "Demir eksikliği, B12 vitamini eksikliği, tiroid hastalıkları, gizli yada görülen kan kayıpları, doğuştan gelen bazı kan hastalıkları, kemik iliği hastalıkları, kötü huylu hastalıklar, kronik infeksiyonlar, çinko eksikliği, C vitamini, folik asit ve diğer B vitaminleri eksikliği."

 

Aneminin depresyona yol açabilen organik rahatsızlıklardan biri olduğuna değinen Koçak, anemi ile birlikte psikolojik sorunlar ortaya çıktığında anemi tedavisi ile birlikte psikiyatri uzmanının da değerlendirmesinin yararlı olduğunu kaydetti.

 

Koçak, şu bilgileri verdi: "Kansızlığı engellemede sağlıklı ve dengeli bir beslenme çok önemlidir. Demir ve B12 vitamini yine önemli besin kaynaklarındandır. Tahıl ürünleri B vitaminleri, yeşil yapraklı sebzeler folik asit yönünden zengindir. Meyveler birçok vitaminin özellikle C vitamininin deposudur.'dedi. Koçak doğru bilinen yanlışlarla ilgili de hatırlatmalarda bulunarak, 'Ispanak yararlı bir sebzedir ama demir kaynağı olduğu yanlıştır. Bir diğer bir yanlış da dalak yedirmenin çok faydalı olduğudur oysa dalak vücutta kan üreten bir organdır ama yenildiğinde böyle bir yararı yoktur. Dolayısıyla çocuklarınızı dalak yemeğe zorlayıp ileride et yiyemez hale getirmeyiniz. Üzüm ve pekmez de yine yararlı gıdalardır ama bunların da kan yapıcı özellikleri inanıldığı kadar çok değildir."



ANKARA (A.A) - Yüksek oranda lif ve mineral içermesine karşın şeker oranı düşük olan siyah pirincin kalp hastalıklarına ve kansere karşı etkili olabileceği bildirildi.

 


ABD'nin güneyinde yetiştirilen siyah pirinçten alınan lif örneklerini analiz eden bir grup bilim adamı, ürüne rengini veren ve hücre yenileme, yani antioksidan özelliği kazandıran antosiyaninler açısından çok zengin olduğunu gözlemledi.

 

Louisiana Devlet Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmanın ekibindeki Doktor Zhimin Xu, sadece bir kaşık siyah pirinç kepeğinde dahi bir kaşık yabanmersinindekinden daha az şeker ama daha çok antosiyanin bulunduğunu söyledi. Doktor Zhimin Xu, bir zamanlar anavatanı olan Çin'de hükümdarların sofrasını süsleyen ve daha yeni yeni dünyadaki kullanımı yaygınlaşmaya başlayan siyah pirincin içerdiği lifler ve E vitamini açısından da zengin olduğunu belirtti.

 

Bilim adamları, bu ürünün, içerdiği zararlı molekülleri temizleyen antioksidanlar sayesinde damarların korunmasına yadımcı olabileceğinin ve kansere yol açan DNA bozulmasını önleyebileceğinin altını çizdi.

ANTALYA (CİHAN)- Memorial Antalya Hastanesi Dâhiliye Uzmanı Dr. Mehmet Demircioğlu, diyabet hastalarının çıplak ayakla kumda yürümemesi tavsiyesinde bulundu. Demircioğlu, ayrıca, bu hastaların parmak arası terlik giymemeleri uyarısında da bulundu.

 

Sıcak havalarda kronik hastalıkları olan risk gruplarının dikkat etmesi gereken bazı hassas noktalarla ilgili bilgi veren Mehmet Demircioğlu, özellikle de diyabet hastalarına önerilerde bulundu.

 

Demircioğlu tarafından yapılan yazılı açıklamada, kan akış hızının normal şartlar altında 200-250 mililitre olduğu fakat sıcakların artmasıyla kan akış hızının 7-8 kat daha fazla arttığı vurgulandı. Kan akımı artış hızının dolaşım sisteminin ve kalbin iş yükünü artırdığına dikkat çeken Demircioğlu, özellikle kalp, tansiyon, şeker hastaları, yaşlılar, bebekler, hamileler, kronik hastalığı olanlar kalp ve dolaşım sisteminin aşırı yüklenmelerine, aşırı sıvı ve tuz kayıplarına adapte olmakta güçlük çektiğini dile getirdi.

 

Sıcaklara adapte olabilmek için sıcak ortamlardan kaçınılması gerektiğini belirten Demircioğlu, "Serin, gölge, havalandırması iyi yerlerde durmak gerekir. Mümkünse klimalı ortamlarda bulunmalı, bol su ve sıvı tüketilmelidir. Ve yağlı olmayan gıdalar tüketmek gerekir. Eğer sıcaktan uzaklaşamıyorsanız sık duş alarak vücut ısısı dengelenmeye çalışılmalıdır." şeklinde konuştu.

 

Diyabet hastalarının sahil kenarında kumda yürürken veya yüzerken ayaklarının kesilmemesine dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Dr. Mehmet Demircioğlu, diyabet hastalarının parmak arası terlik giymemeleri gerektiğini söyledi.

 

Demircioğlu, kronik hastalığı olanlara da şu önerilerde bulundu: "Saat 10-16 arası açık havada bulunulmamalı, bol, açık renkli, pamuklu giysiler giyilmeli, alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durulmalı, susuz kalınmamalı, bol su ve sıvı tüketilmelidir."

 

BURSA (CİHAN)- Hamilelik döneminin iyi geçirilmesi ve bebeğin sağlıklı olarak dünyaya gelebilmesi için anne adayının günlük alması gereken su miktarının ve kalitesinin çok önemli olduğu belirtildi.

 

Beslenme ve Diyet Uzmanı Yasemin Bradley, bir bebeğin yüzde 74'ünün sudan oluştuğuna dikkat çekerek, "Hamileliğin 6. ayında ise bebeğin yüzde 90'ı su. Yalnızca bu rakamlar bile bize hamilelikte suyun ne kadar önemli olduğunu açıklamaya yetiyor." dedi.

 

Yaz aylarında hamilelerin su ihtiyacının çok daha önemli olduğunu vurgulayan Yasemin Bradley, şu bilgileri verdi: "Hamile bir kadının günlük su ihtiyacı 3 litredir. Bu miktarın bir kısmını süt, ayran, meyve suyu, bitki çaylarıyla da karşılayabilirsiniz. Ancak hamile bir kadın için en iyi içeceğin pH değeri yüksek doğal mineralli su olduğunu, suyun 0 kalori olduğunu unutmayın. Araştırmalara göre anne susuz kalırsa, bebek de susuz kalıyor. Su, bebeği ve anneyi daha sağlıklı bir doğuma hazırlıyor. Susuzluk hamile bir kadında kasılmaları artırıyor. Bu yüzden hamileliğin son 3 ayında su yetersiz kalırsa erken doğum riski olabilir. Hamilelikte su çok önemli."

 

Hamilelikte kalsiyum ve magnezyum ihtiyacının çok arttığına işaret eden Bradley, suyun kalsiyum ve magnezyum içermesinin bu ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olacağını kaydetti. Bradley, kalsiyum seviyesi yüksek doğal mineralli suların tercih edilmesini tavsiye etti. Hamilelik sırasında bebeğin anne karnında alkali bir ortamda yaşadığını belirten Bradley, hamile iken alkali oranı yüksek su içmenin yararlarını şöyle açıkladı: "Bebek amniyotik sıvı denilen koruyucu bir sıvının içinde yüzer. Yani bebekler bazik bir suyun içinde büyürler. Amniyotik sıvının görevi bebeğe rahim içinde rahat bir ortam sağlamaktır. Bu sıvı bebek için hayati önem taşır; onu dış etkenlerden, enfeksiyonlardan korur. Amniyotik sıvı miktarı azsa bebeğin akciğerinin yetersiz gelişimi, hareketlerinde azalma, uzuvlarında şekil bozuklukları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Vücut için yararlı olan doğal mineralli, bazik su içmektir. Bu hamileler için de geçerlidir. Aynen yediklerimiz gibi içtiklerimizin de vücudumuzun kimyası üzerinde etkisi vardır. Çoğumuzun en çok içtiği içecek su olduğuna göre su seçimine çok dikkat etmek gerekli."

 

 

İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak kolanın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı. İşte felakete götüren kısır döngü...

Bir bardak asitli içeceğin bir saatte vücudunuza yaptığı zarara inanamayacaksınız. İşte felakete götüren kısır döngü...

Asitli içecekler neden şişmanlatır? İlk 10 ve ilk 40 dakikada bakın kola vücutta kan şekerini nasıl etkiliyor?

İyibilgi'deki habere göre, Prof. Dr. Karatay, ’Asitli içeceklerden içince vücudunuzda neler olduğunun farkında mısınız?’ diyerek aşağıdaki açıklamayı yaptı:

1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan ’fosforik asiddir’.

2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.

3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.

4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)

5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.

6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız.

7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.

8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.

ANKARA (CİHAN)- Türkiye Tabipler Birliği, hayati öneme sahip dirençli bakterilerin tedavisinde kullanılan 'kolistin' etken maddeli ilacın bir süredir piyasada bulunamadığını açıkladı. Birlik Merkezi'nde yapılan basın toplantısında söz konusu ilacın karaborsaya düştüğü öne sürüldü. Birlik, Sağlık Bakanlığı'na bu soruna neden bir çözüm bulması çağrısında bulundu.

İSTANBUL (A.A) - Ulusal Süt Konseyi, Ramazan ayının sıcak ve uzun günlere gelmesi ile açlık süresinin uzadığını belirterek, vücudun ihtiyacı olan minerallerin alınması ve kalsiyum eksiliğinin yaşanmaması için günde 2 bardak süt içilmesini önerdi.



Konseyden yapılan açıklamada, sağlıklı oruç tutma yolunun iftar ve sahurda tüketilen yiyecekleri itina ile seçmekten geçtiği, iftar ve sahur arasında yenen yiyeceklerin, hem vücudun ihtiyacı olan besin maddelerini içermesi, hem de tok tutma özelliğine sahip olmasının önemli olduğu belirtildi.



Açıklamada, ramazan ayının sıcak ve uzun günlere gelmesi ile açlık süresinin uzadığı, vücudun ihtiyacı olan minerallerin alınması ve kalsiyum eksiliğinin yaşanmaması için günde 2 bardak süt içilmesi gerektiği kaydedildi.



Sahurda hem besleyici değeri, hem de tok tutma özelliği olan bir bardak sütün protein, karbonhidrat, yağ, kalsiyum, fosfor, magnezyum, potasyum ve B vitaminleri içerdiği ifade edilen açıklamada, ramazan ayında sağlıklı beslenmenin temelini ambalajlı, kaliteli ve hijyenik süt ve süt ürünlerinin oluşturduğu bildirildi.

BURSA (CİHAN)- Bebeğin vücut ve ruh sağlığı için en uygun besinin anne sütü olduğuna dikkat çeken uzmanlar, her annenin sütünün kendi bebeği için en uygun bileşim olduğunu söylüyor.

 

Aile hekimi Dr. Levent Balcı, emzirmenin doğumdan hemen sonra başlatılması gerektiğini ve sık emzirme ile süt yapımının kolaylaştığını kaydetti. Erken emzirme ile annede doğum sonu kanamaların çabuk kesildiğini anlatan Dr. Balcı, sağlıklı her annenin bebeği için yeterli süt üretebileceğini vurguladı. Dr. Balcı şöyle devam etti: "Memelerde şişme ve iltihaplanma olmaz, lohusalık kolaylaşır. Anne sütü ile beslenen bebeğin D vitamin ve flor dışında hiçbir ek sıvıya, ek besine, vitamine gereksinimi yoktur. Bebeği ek sıvı ya da besinlerin verilmesi, annenin süt yapımını azaltır. İlk 6 ayda yalnız anne sütü ile beslenen bebekler sağlıklı büyür ve gelişir. Başta ishal olmak üzere mikroplu hastalıklara yakalanmazlar, bebeklik döneminden sonra da daha az hastalanırlar."

 

Annenin bebeğini emzirmesiyle anne-bebek ilişkisinin güçlendiğini dile getiren Dr. Levent Balcı, emzirmenin annenin bebeğini benimsemesi, bebeğin sağlıklı bir kişilik kazanmasını kolaylaştıracağını kaydetti.

BURDUR (CİHAN)- Ramazan aynın gelmesi ile birlikte kan bağışlarında ciddi oranda düşüş yaşandığı bildirildi. Önceki Ramazanlarda bu kadar düşüş yaşanmadığı bildirilirken, bu seneki düşüşün sıcaklardan olduğu belirtildi.

 

Türk Kızılayı Burdur Kan Merkezi Birim Müdürü Dr. Levent Önder, Ramazan ayında da çalışmaların aralıksız devam ettiğini belirtti. Ancak Ramazan boyunca sabit kan alma birimlerinin çalışma saatlerinin, kan bağışçılarının oruçlu olacağı düşünülerek yeniden düzenlendiğini kaydeden Önder, "Belediyelerimizin Ramazan şenliklerinde, Teravih ve Cuma namazlarında camilerimizde gezici ekipler de planlanmıştır. Yaz aylarının sıcak geçmesi ve Ramazan ayında kan bağışı sayısında yaşanan düşüş sonucu mevcut kan stoklarının azalması hastalarımızın mağdur olması riskini doğurmaktadır. Bir mağduriyet oluşmaması için Ramazan ayı çalışma saatlerimizin ve kan ihtiyacının duyurulması, insanlarımızın kan bağışına teşviki büyük önem taşımaktadır." dedi.

 

Hem Burdur'un artan kan ihtiyacı hem de resmi ve özel hastanelerin kan ihtiyaçlarını Kızılay kan merkezlerinden temin etme zorunluluğu Kızılay kan merkezlerinin sorumluluğunu artırdığını ifade eden Önder, "Burdur Kan Merkezi olarak tek bir insanımızın bile mağdur olmasını istemiyoruz. Hastalarımızın ihtiyacı olan kan ve kan ürünlerinin temin edilebilmesi amacıyla; Burdur Kan Bağışı Merkezi'mizde kan bağışı kabul etmekteyiz. Ayrıca, Ramazan ayı boyunca her hafta Salı akşamı iftardan sonra Gölhisar Çeşme Camii önünde, her hafta Çarşamba akşamı Burdur Cumhuriyet Meydanı'nda her hafta Perşembe akşamı ise Bucak BİM Market karşısında kan bağışı etkinlikleri düzenlemekteyiz." ifadelerini kullandı.

 

 

KAYSERİ (CİHAN)- Ramazan ayı ve yaz mevsimi, kalp damar hastalıkları açısından riskli bir dönem. Uzmanlara göre artan sıcaklıklar ve uzun süren açlığın, ileri kalp yetmezliği, tedavi edilmemiş tansiyon ve damar hastalıkları, şeker hastaları ve çoklu ilaç kullanan hastalarda sorun oluşturabilir. Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç Dr. Ergün Seyfeli, herhangi bir şikayeti olmayan koroner kalp hastalarının ise, oruç tutmalarında sakınca olmadığını söylüyor.

 

Seyfeli, Cihan Muhabirine yaptığı açıklamada şu bilgileri verdi: "Yapılan çalışmalarda ramazan ayında kalp krizlerinde herhangi bir artış tespit edilmiş değil. Hatta bu dönem kalp krizlerinin azaldığını gösteren çalışmalar mevcut. Araştırmalar, orucun kalp yetmezliğinden hastanelere yatış sıklığını arttırmadığını da gösteriyor. Kalp hastasıysanız, oruç tutmadan önce sizi takip eden kardiyoloji uzmanına danışın. Oruç tutacak kalp hastaları yaz aylarına gelen ramazan ayında gün ışığında fazla kalmamaya özen göstermeli. Oruç dönemini, kapalı veya klimalı ortamda dinlenerek ya da en azından daha az çalışarak geçirmeliler. Özellikle sıcak altında ve efor gerektiren işlerde çalışan hastalar terleyerek veya idrar söktürücü ilaç kullanıyorlarsa idrarla önemli miktarda sıvı ve elektrolit kayıpları yaşanabiliyor. Bu durumdaki hastalarda halsizlik, tansiyon düşüklüğü, şuur bulanıklığı, ritim bozukluğu hatta ölüme kadar ilerleyen klinik tablolar ile karşılaşılabiliyor. Açık havada veya efor gerektiren işlerde çalışan bir kalp hastasıysanız, mutlaka oruç tutmadan önce son kontrolleriniz ve kullandığınız ilaçları düzenlemesi için doktorunuza başvurun."

 

Kalp hastaları oruç tutarken dikkat etmeleri gereken hususlar olduğunu anlatan Seyfeli, bunları şöyle sıraladı: İftar ve sahurda ağır, yağlı ve hazmı zor yiyeceklerden uzak durun. Az ve sık beslenin. Kalp hastalarının bir çoğu iftar ve sahur sonrası hastanelere başvurmaktalar. İftarda ağır ve hızlı yemek, kalbin iş yükünü ve oksijen ihtiyacını arttırıyor böylece kardiyak şikayetlerin artmasına hatta kalp krizlerine neden olabiliyor. İftarı; çorba, salata ve komposto gibi hazmı kolay, lifli ve hafif yemeklerle açın. Biraz zaman geçtikten sonra ana yemeğe geçin. Midenin asit salgısını artıran baharatlar bu ay hiç tüketilmemeli. Sahurda çok yemek uzun süre tok tutar' inancı doğru değil. Çünkü ne kadar çok ve hızla kan şekerini yükselten tatlılar yenirse, o kadar çok acıkılıyor. Sahur sofraları kahvaltı gibi hazırlanmalı. Su ve mineral ihtiyacını karşılayacak gıdalar yanında ölçülü miktarda yumurta, süt, yoğurt, peynir veya lifli gıdalar (sebze yemekleri) tüketilmeli. En önemlisi sofradan tam doymadan kalkın.

 

Koroner kalp hastalıklarının yüzde 80'ninde üç önemli risk faktörü bulunduğunu aktaran Seyfeli, "Bunlar hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve sigara kullanımı. Ne yazık ki ülkemizde bu üç risk faktörünün görülme sıklığı oldukça yüksek. Bunlara beslenme bozukluğu ve hareketsiz yaşam tarzını da eklersek, ülkemizin neden Avrupa ülkeleri arasında en fazla kalp-damar hastalığına sahip olduğunu açıklayabiliriz." dedi.

 

        

  • A Milli Basketbol takımımız 2010 FİBA Dünya Şampiyonası'na iyi bir başlangıç yaptı. Şampiyonada C grubunda mücadele eden dev adamlar ilk maçında Fildişi Sahili'ni 86-47 yendi. A milli takımımız şampiyonanın ikinci maçını Rusya ile saat 21.00'de oynayacak. .

  • HELSİNKİ (A.A) - UEFA Avrupa Ligi play-off turunda Beşiktaş, rövanşta Finlandiya'nın HJK Helsinki takımını 4-0 yenerek gruplara kaldı.

     

  • Spor Toto Süper Lig'in 2. haftasında Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında Avni Aker Stadı'nda oynanan maç ev sahibi takımın 3-2'lik galibiyeti ile sona erdi.


  • İSTANBUL (A.A) - Trabzonspor ile Fenerbahçe, Spor Toto Süper Lig'de yarın yapacakları maçla birlikte tarihte 103. kez karşı karşıya gelecek.


    Trabzon Hüseyin Avni Aker Stadı'nda 13 Şubat 1974 tarihinde yapılan ve 0-0 berabere sonuçlanan Türkiye Kupası çeyrek final maçıyla başlayan 36 yıllık rekabette, galibiyet sayısında Fenerbahçe'nin üstünlüğü bulunuyor.


    Fenerbahçe, geride kalan maçlardan 38'ini kazanırken, Trabzonspor 36 kez galip geldi. Taraflar 28 maçta ise eşitliği bozamazken, sarı-lacivertlilerin toplam 122 golüne, bordo-mavililer 121 golle yanıt verdi.



    -LİGDE DE FENERBAHÇE ÜSTÜN-

    Fenerbahçe ile Trabzonspor, lig tarihinde şimdiye dek 72 kez karşı karşıya geldi.


    İki ekip arasında bugüne kadar ligde yapılan maçlarda, sarı-lacivertlilerin, bordo-mavili takıma karşı galibiyetlerde 28-21'lik üstünlüğü bulunuyor. İki ekip arasında bugüne dek yapılan 23 lig karşılaşmasında ise eşitlik bozulmadı.


    Fenerbahçe'nin ligde attığı toplam 92 gole, Trabzonspor 80 golle yanıt verdi.


    İki takım arasında geçen sezon yapılan lig maçlarında Fenerbahçe deplasmanda 1-0 galip gelirken, İstanbul'daki karşılaşma 1-1 bitti ve Fenerbahçe şampiyonluğu Bursaspor'a kaptırdı.


    Diğer yandan, iki ekip geçen sezon Ziraat Türkiye Kupası'nın finalinde de karşılaştı. Şanlıurfa'daki maçı 3-1 kazanan Trabzonspor, kupayı müzesine götürdü.



    -TRABZON'DAKİ MAÇLAR-

    Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında Trabzon'da yapılan maçlarda ev sahibi bordo-mavili takımın üstünlüğü bulunuyor.


    Şimdiye kadar Trabzon'da yapılan 41 resmi ve özel maçta Trabzonspor'un 19, Fenerbahçe'nin ise 12 galibiyeti bulunuyor. Taraflar Trabzon'daki 10 maçta ise eşitliği bozamadı.


    Hüseyin Avni Aker Stadı'nda Trabzonspor 50, Fenerbahçe ise 34 gol attı.


    Trabzon'daki 36 lig maçında ise Trabzonspor 15, Fenerbahçe 12 kez kazanırken, 9 maç eşitlikle sona erdi. Hüseyin Avni Aker Stadı'ndaki lig maçlarında bordo-mavililer 42, sarı-lacivertliler ise 33 gol kaydetti.



    -EN FARKLI SKORLU GALİBİYETLER-

    Fenerbahçe, Trabzonspor'u 5 Mart 1989'da Kadıköy'de 5-1 gibi açık farklı skorla yendi. Bu sonuç, iki takım arasında bugüne kadar yapılan maçlardaki en farklı skorlu galibiyet olarak da tarihe geçti.


    Sarı-lacivertliler ayrıca, 26 Ekim 1991'de Kadıköy'deki lig maçını 4-1, 2000-2001 sezonunda İstanbul'daki lig maçını 5-2, 2001-2002 sezonunda ise yine İstanbul'daki maçı 3-0 kazandı.


    Trabzonspor ise Fenerbahçe karşısındaki tarihindeki en farklı skorlu galibiyetlerini, 11 Ağustos 1992'de Kadıköy'de Şenol Çorlu'nun jübile maçında 4-1, 26 Aralık 1976 ve 9 Mart 1991 tarihlerinde de Trabzon'daki lig maçlarında 3-0'lık sonuçlarla aldı.



    -EN GOLLÜ MAÇLAR-

    İki takım arasındaki en gollü maç, 6 Ekim 1990'da Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda yapıldı. Toplam 8 gol atılan lig maçında Trabzonspor, Fenerbahçe'yi 5-3 yendi.


    Bordo-mavililer ayrıca 21 Mayıs 1994'de Ankara 19 Mayıs Stadı'nda yapılan Başbakanlık Kupası maçında ve 6 Nisan 1997'de yine Trabzon'daki lig maçında rakibini 4-3'lük skorlarla yendi.


    Fenerbahçe ise 17 Ekim 1992'de Hüseyin Avni Aker Stadı'ndaki gol düellosundan 4-3 galip ayrılırken, 2000-2001 sezonunda İstanbul'daki lig maçını 5-2 kazandı.

  • UEFA Avrupa Ligi play-off turu ilk maçında Trabzonspor, deplasmanda Liverpool'a 1-0 yenildi.

    İlk yarıyı 1-0 yenik kapatan bordo-mavililer, ikinci yarıda Ngog ve Torres gibi oyuncuları sahaya süren Liverpool karşısında savunma güvenliğini ön planda tutmaya çalışırken, ender ataklarıyla da rakip kalede gol aradı, ancak başarılı olamadı.

     


Anayasa Değişikliğine destek verecek misiniz?

  • 58

    58%

  • 35

    35%

  • 5

    5%

  • 2

    2%