Demirtaş, Kürt olduğunu lisede öğrenmiş

21-03-2010 14:12

"Dört kardeş aynı ilkokulda okuduk. Parmakla gösterilirdik. Hepimiz çok çalışkandık, çok temizdik. Öğretmen, müdür, hepsi bizi çok severdi" diyen aileinin iki genel başkanı oğlundan Selahattin Demirtaş'ın ilginç hayatı...

Kürt siyasi hareketinin yeni lideri Selahattin Demirtaş, BDP Genel Başkanı seçildiğinden beri empati duygusunun gelişmişliğiyle dikkat çekiyor. Yaşam öyküsüyle ilgili ilk söyleşiyi Newruz bayramında yayınlıyoruz.

“Dört kardeş aynı ilkokulda okuduk. Parmakla gösterilirdik. Hepimiz çok çalışkandık, çok temizdik. Öğretmen, müdür, hepsi bizi çok severdi. Öğretmenlerin sevgisini kaybetmemek için çaba harcadım. Hala o kaygıyı taşırım, kötü yorum duyunca üzülürüm. Birini kırmışsam takıntı haline gelir ve düzeltmeye çalışırım.”

“Babam işçi olarak girdiği Köy Hizmetleri’nde tesisatçılığı öğrenmiş, sonra dükkan açmıştı. Ben de Hukuk’ta okurken, dükkanda çalıştım. Devam mecburiyeti olmadığı için sınav zamanı Ankara’ya geliyordum. Ders notlarını alıp Diyarbakır’da çalışıyordum. Musluk tamirine gittiğim evlerde “Hukuk okuyorum” deyince şaşırıyorlardı.”

“Genel Başkan olduktan sonra yaşamım değişmedi. Ütümü bile kendim yaparım. Ama bağlama çalmayı çok özlüyorum. Sesim güzeldir. En son geçen yıl milletvekillerine çalmıştım. Keşke koşullar sorumluluk yüklememiş olsa da Diyarbakır’a dönebilsem. Çocuklarımı parka götürebilsem. Milletvekili olarak yaşlanmayı hayal etmiyorum.”

Kürt olduğumu lisede öğrendim

DİYARBAKIRLILIK

Çocukluğumun Diyarbakır’ı şen şakrak oyunlar oynanan sokaklar, cıvıl cıvıl pazar yerleri demekti. Aklımda kalan tek sıkıntı 12 Eylül Darbesi’nin sabahı. Sokak tanklar, askerlerle dolmuştu, dışarı çıkmamız yasaktı.

Aileden birileri tutuklandı. Hala Diyarbakır sınırlarına girdiğim andan itibaren daha rahat nefes aldığımı hissederim. Kürtlükten önce Diyarbakırlılık kimliği öne çıkıyordu.
Annem kendi imkanlarıyla okuma-yazma öğrendi, dışarıdan diploma aldı. Babam halen çok iyi okuma-yazma bilmez. İkisi de bunun acısını çektikleri için çocuklarının yedisini de üniversitede okuttular.

Bir mühendis, iki avukat, üç öğretmen... Ortaokulda astsubaylığa ilgi duymuştum. Astsubay komşumuzun çocuklarıyla arkadaştık, imrendim. Annem ve babam aralarında Zazaca konuşurlardı ama bize öğretmediler. Kendileri gibi sıkıntı yaşamamamız için bizimle Türkçe konuşuyorlardı. Kürt diye bir etnik kimlik olduğunu lisede öğrendim.

GRUP PERİŞAN HAKİKATEN PERİŞANDI

Annemden, babamdan gizli Kürtçe müzik dinliyordum. Anlamıyordum ama heyecan veriyordu. Lise, Kürt kimliğinin bilince çıktığı dönem oldu. Bir derste dışarıdan sesler geldi. Kalabalık bir grup slogan atarak yürüyordu. Ne oluyor derken öğretmenimiz, Kürtlerin Halepçe’de uğradığı katliamı anlattı. Ama lisede bir siyasal hareket içinde yer almadım.

Ailem çok temkinliydi. Lisede yan yana oturduğumuz yakın bir arkadaşım vardı. Onun bağlama çaldığını üçüncü yıl öğrendim. Belki de kıskançlıktan, hemen o gün bir bağlama aldım. Kısa sürede de tangır tungur çalmaya başladım. Üniversite yıllarında amatör bir müzik grubumuz vardı. Grubumuza Kürtçe “Komabelangaz” (Grup Perişan) diyorduk. Hakikaten perişandık.

Müzik aletlerimiz derme çatmaydı. Kürtçe türküler, marşlar, özellikle Grup Yorum’un türküleri, devrimci marşlar çalıyorduk. Ahmet Kaya, Ferhat Tunç, O dönemin popüler parçalarını söylerdik.

Vedat Aydın’ın cenazezinde kafamda şimşekler çaktı

HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASI

1991’de HEP il Başkanı Vedat Aydın’ın kaçırılması Diyarbakır’da büyük infial yaratmıştı. Cenazesi bulunana kadar geçen o üç gün içinde duygusal bir sıçrama yaşadım. Cenaze törenin yapılacağı meydana doğru yürürken bir grup gençle karşılaştım. Onlar kaçıyor, sivil polisler kalaslarla onları kovalıyordu. Ben de o gençlerle birlikte kaçtım, sonra cenaze törenine katıldık.

Mardinkapı’da cenaze defnedildiği sırada ateş açıldı, bilinen olaylar yaşandı. O gün başka insan oldum. Hayatımın rotası değişti. Kafamda ilk siyasal şimşeklerin çaktığı gün o gündür. Benim jenerasyondaki gençliğin politize olmasında en büyük etkendir o olay.

Abime avukat bulamamıştık

HUKUK OKUMAYA DÜŞKÜNLÜĞÜMÜZ

1990’da mezun olduğum yıl üniversiteyi kazanamadım. İlk tercihlerimin hepsi hukuktu. Sekizinci tercihim olan deniz işletmeciliğini kazandım. Bir komşumuzun telkiniyle orayı yazmıştım. Bana göre bir okul olmadığını İzmir’e gider gitmez anladım.

Hazırlığı ikinci yıl geçebildim. O yıl üniversite öğrencilerine yönelik bir polis operasyonu oldu. Ben İzmir’de, abim Nurettin de Muğla’da gözaltına alındık. Beni serbest bıraktılar, o Muğla gençlik sorumlusu diye tutuklandı. Hemen İzmir’e gelen annem babam perişan bir haldeydi. Bizim bir siyasi faaliyet içerisinde olmamızı beklemiyorlardı. Abime uzun süre avukat bulamadık. Hatta annem bir bileziğini kolundan çıkarıp “Çocuğunu bıraktıracağım” diyen bir yargı mensubuna vermiş.

Bu kadar mı sahipsiz oluruz duygusuna kapıldım. Beni tekrar hukuka iten bu oldu. O hırsla yine sınava girip Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Kız kardeşim ve iki kuzenimle birlikte dört kişi girdik hukuka. Hepimizi de hukuka iten, avukatlığa iten biraz o oldu.

Herkes dağa giderken sen okul mu okuyorsun?

MAHALLE BASKISI

O dönem binlerce genç dağa gitti. Ben de dağa gidip gitmeme arasında bocaladım. Annem babam da dağa çıkmamızdan hep endişe etmişler onu sonradan anladık. Arkadaş çevresinden “Herkes dağa giderken sen hala okul mu okuyorsun?” diye büyük bir mahalle baskısı vardı. Bunları göğüsleyerek 94’te fakülteye kaydımı yaptırdım.

Siyasi faaliyetlere katılmadım. Entelektüel alana yöneldim, Kürt hareketleriyle ilgili yayınları okudum. Herkesi anlamaya, sol ve liberal çevreleri takip etmeye çalıştım. Başarılı olma hırsı içindeydim. Dört yılda da bitirdim. DEP milletvekillerinin meclisten götürülüşlerini kantinden izledim. O olay da bütün Kürt gençleri gibi bende de travmatik izler bırakmıştır.

Savcı pencereden karayolunu gösterdi

BENDE EN ÇOK İZ BIRAKAN OLAY

Osman Baydemir, 2000’de İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Başkanı olduğunda ben de yönetime girdim. O yıllarda bölgedeki insan hakları ihlallerini bütün dünyaya duyurmayı başardık. Fakat bende en çok iz bırakan Silopi HADEP İlçe Başkanı Serdar Tanış ve Yardımcısı Ebubekir Deniz’in kaybedilmesi oldu.

Baydemir bir heyet oluşturdu. Silopi’ye gidip aileyle görüştük, İlçe Jandarma Komutanlığına gitmiş ve bir daha çıkmamışlardı, görgü tanıkları vardı. Silopi savcısına gittik, çok ısrar ettik. O da alçak sesle, “Burada aramayın Şırnak’a gidin” dedi. Şırnak’a geçtik. Biz alaya gitmek için bastırınca o savcı da pencereyi gösterdi ve dedi ki, “Şu karayolunu görüyor musunuz? Jandarma alayını basarsam o yoldan geçemem.”

Diyarbakır’a dönerken arabayı yavaş kullanıyordum. Yol kenarına bakıyorduk acaba cesetlerini bulabilir miyiz diye! Şimdiki Ergenekon tutuklusu Levent Ersöz, Şırnak alay komutanıydı. Baydemir’den sonra Şube Başkanı oldum. Uluslararası Af Örgütü Diyarbakır Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucuları arasındaydım.

Benliklerini unutmasınlar diye kızlarımıza Kürtçe isim verdik

DELAL İLE DILDA

Başak ile ben hukuka girdikten sonra çıkmaya başladık. Ikına sıkına teklif ettim, meğer o da bekliyormuş. Ertesi yıl Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ni kazandı. Sınıf öğretmeni oldu. 2002’de evlendik, iki kızım var. Biri Delal, biri Dılda. Delal “değerli”, Dılda da “gönül veren” anlamına geliyor. Çocuklarımıza benliklerini unutmamaları için Kürtçe isim verdik.

İkinci kızımın doğumunda talihsizlik oldu. Yedi aylık hamile olmasına rağmen seçime dört gün kala eşim fenalaştı. Doktor doğumun başladığını, Diyarbakır koşullarında çocuğu yaşatma ihtimalinin düşük olduğunu söyledi. O gün Diyarbakır mitingi vardı. Şüphesiz eşimle çocuğumu seçtim. Doğumun başladığını söylemeden uçağa bindirip Ankara’ya geldik. Eşimi Hacettepe’de yatırdık, aynı gün geri döndüm.

22 Temmuz 2007 akşamı sandıklar açılırken doğum haberi geldi. 15 gün küvezde kaldı kızım. Kurtardılar ama altı aylık bebekken 8 numara gözlük kullanmaya başladı. Önce gözlüğünü arkadan lastikle bağlıyorduk, artık benimsedi.

Eşim canı gönülden “evet” demedi

SİYASETE GİRİŞİM

İHD’de yöneticilik yaptığım altı yıl dava almadım. Öğretmen olan eşimin kazancıyla geçiniyorduk. 2006’da kısa dönem askere gittim, geldikten sonra avukatlığa döndüm. Ben, amcaoğlu ve kız kardeşim üçümüz borç-harç bir büro açtık.

Birkaç ay sonra seçim kararı alınınca adaylık baskısı geldi. Çevremle konuştum, Leyla Zana ve Hatip Dicle’nin görüşlerini aldım. Herkes bana moral ve güç verdi. Eşim canı gönülden “evet” demese de kabul ettim. Milletvekili seçilince de naif ve ılımlı kişiliğim nedeniyle arkadaşlarımız ısrar etti. Üzerinde uzlaşılabilecek isim olduğum grup başkan vekilliğine getirildim.

Bir aileden iki genel başkan

ÖZALLARLA BENZERLİĞİMİZ

DTP, iki buçuk yıl içinde Meclis çatısı altında iyi bir pratik gösterdi. Demokratik siyaset tarzı sergiledik. DTP’nin bu yönünün Anayasa Mahkemesi’nde gözetileceğini düşünüyorduk. Kapatma davası açıldığı gün ilke kararı almıştık; parti kapatılırsa hep birlikte istifa edecektik. Ama sadece Kürtler değil, bütün demokrasi güçlerinden basınç hissettik.

Türkiye’yi krize götürmek istemedik, Meclis’e döndük. Ondan sonra BDP genel başkanı seçildim. Bizden önce aynı aileden iki genel başkan Özallarda çıkmıştı. Siyasi serüvenlerimiz Nurettin ile birbirimizden bağımsız gelişti. Şüphesiz Nurettin’e duyulan güven beni pozitif etkilemiştir. Kardeş olmasaydık da herhalde benim konumum çok değişmezdi.

Nurettin’i çevresi yanlış yönlendirdi

SAHTE ÇÜRÜK RAPORU

Nurettin, ailemizin en ılımlısıydı. Asıl politikleşmesi cezaevinde yattığı 12,5 yıl içerisinde oldu. 2004’te çıktığında üç yıl içinde DTP’de hızla yükselmesi, ilkeli duruşu ve kişiliğinden kaynaklandı. Genel başkanken, Diyarbakır’dan Elazığ’daki kongreye minibüsle gidecek kadar mütevazıydı. Ciddi sağlık sorunları vardı.

Yardımcı olma adına ilişkiye geçtiği çevreler onu yanılttılar ve haklı olarak çürük raporu alabilecekken onu bilmeden sahte çürük raporuna yönlendirdiler. Onun kurbanı oldu. Şimdi bir de siyasi yasak geldi. Ordunun toplumdaki etkileri konusunda bir anı deneme kitabı hazırlıyor. Almanya’ya gitmedi, burada.

İki tarafta algı uçurumu var

ÖCALAN VE HABUR OLAYI

Habur sonrasında iki tarafta da duygu kırılması yaşandı. Türkiye saklanan bir gerçekle yüzleşti. Yüzbinlerce insanın PKK’lileri sevinçle karşıladığını görünce, “Onlar için boşuna üzülüyormuşuz” dendi. Sempati, o halka karşı öfkeye dönüştü. Kürtler de “Türkler çektiğimiz acıları ve barış sevincimizi anlamıyorlar, bizi terörist görüyorlar” diye hissetti. Etnik duygular öne çıktı. Öcalan, Kürtler arasında demokratik ilişki ve insan haklarına saygının gelişmesinde etkili oldu. Barış için çalıştı, halk onu manevi önder kabul etti.

Öbür tarafta terör örgütü lideri Öcalan algısı oluştu. İkisi arasında uçurum var. Türkiye açısından ileri olabilir ama insanlık tarihi açısından geri bir noktadayız. Kimlik meselesi hızla halledilmeli. Türk de, Kürt de bundan zarar görüyor. Çözülünce de Kürtlerin başı tavana değmeyecek, Türkler birşey kaybetmeyecek.

Hürriyet - Pazar

Share |
        

Başlık: *

Yorum: *


karakter yazma hakkınız kaldı.

siimage Yenile
  • A Milli Basketbol takımımız 2010 FİBA Dünya Şampiyonası'na iyi bir başlangıç yaptı. Şampiyonada C grubunda mücadele eden dev adamlar ilk maçında Fildişi Sahili'ni 86-47 yendi. A milli takımımız şampiyonanın ikinci maçını Rusya ile saat 21.00'de oynayacak. .

  • HELSİNKİ (A.A) - UEFA Avrupa Ligi play-off turunda Beşiktaş, rövanşta Finlandiya'nın HJK Helsinki takımını 4-0 yenerek gruplara kaldı.

     

  • Spor Toto Süper Lig'in 2. haftasında Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında Avni Aker Stadı'nda oynanan maç ev sahibi takımın 3-2'lik galibiyeti ile sona erdi.


  • İSTANBUL (A.A) - Trabzonspor ile Fenerbahçe, Spor Toto Süper Lig'de yarın yapacakları maçla birlikte tarihte 103. kez karşı karşıya gelecek.


    Trabzon Hüseyin Avni Aker Stadı'nda 13 Şubat 1974 tarihinde yapılan ve 0-0 berabere sonuçlanan Türkiye Kupası çeyrek final maçıyla başlayan 36 yıllık rekabette, galibiyet sayısında Fenerbahçe'nin üstünlüğü bulunuyor.


    Fenerbahçe, geride kalan maçlardan 38'ini kazanırken, Trabzonspor 36 kez galip geldi. Taraflar 28 maçta ise eşitliği bozamazken, sarı-lacivertlilerin toplam 122 golüne, bordo-mavililer 121 golle yanıt verdi.



    -LİGDE DE FENERBAHÇE ÜSTÜN-

    Fenerbahçe ile Trabzonspor, lig tarihinde şimdiye dek 72 kez karşı karşıya geldi.


    İki ekip arasında bugüne kadar ligde yapılan maçlarda, sarı-lacivertlilerin, bordo-mavili takıma karşı galibiyetlerde 28-21'lik üstünlüğü bulunuyor. İki ekip arasında bugüne dek yapılan 23 lig karşılaşmasında ise eşitlik bozulmadı.


    Fenerbahçe'nin ligde attığı toplam 92 gole, Trabzonspor 80 golle yanıt verdi.


    İki takım arasında geçen sezon yapılan lig maçlarında Fenerbahçe deplasmanda 1-0 galip gelirken, İstanbul'daki karşılaşma 1-1 bitti ve Fenerbahçe şampiyonluğu Bursaspor'a kaptırdı.


    Diğer yandan, iki ekip geçen sezon Ziraat Türkiye Kupası'nın finalinde de karşılaştı. Şanlıurfa'daki maçı 3-1 kazanan Trabzonspor, kupayı müzesine götürdü.



    -TRABZON'DAKİ MAÇLAR-

    Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında Trabzon'da yapılan maçlarda ev sahibi bordo-mavili takımın üstünlüğü bulunuyor.


    Şimdiye kadar Trabzon'da yapılan 41 resmi ve özel maçta Trabzonspor'un 19, Fenerbahçe'nin ise 12 galibiyeti bulunuyor. Taraflar Trabzon'daki 10 maçta ise eşitliği bozamadı.


    Hüseyin Avni Aker Stadı'nda Trabzonspor 50, Fenerbahçe ise 34 gol attı.


    Trabzon'daki 36 lig maçında ise Trabzonspor 15, Fenerbahçe 12 kez kazanırken, 9 maç eşitlikle sona erdi. Hüseyin Avni Aker Stadı'ndaki lig maçlarında bordo-mavililer 42, sarı-lacivertliler ise 33 gol kaydetti.



    -EN FARKLI SKORLU GALİBİYETLER-

    Fenerbahçe, Trabzonspor'u 5 Mart 1989'da Kadıköy'de 5-1 gibi açık farklı skorla yendi. Bu sonuç, iki takım arasında bugüne kadar yapılan maçlardaki en farklı skorlu galibiyet olarak da tarihe geçti.


    Sarı-lacivertliler ayrıca, 26 Ekim 1991'de Kadıköy'deki lig maçını 4-1, 2000-2001 sezonunda İstanbul'daki lig maçını 5-2, 2001-2002 sezonunda ise yine İstanbul'daki maçı 3-0 kazandı.


    Trabzonspor ise Fenerbahçe karşısındaki tarihindeki en farklı skorlu galibiyetlerini, 11 Ağustos 1992'de Kadıköy'de Şenol Çorlu'nun jübile maçında 4-1, 26 Aralık 1976 ve 9 Mart 1991 tarihlerinde de Trabzon'daki lig maçlarında 3-0'lık sonuçlarla aldı.



    -EN GOLLÜ MAÇLAR-

    İki takım arasındaki en gollü maç, 6 Ekim 1990'da Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda yapıldı. Toplam 8 gol atılan lig maçında Trabzonspor, Fenerbahçe'yi 5-3 yendi.


    Bordo-mavililer ayrıca 21 Mayıs 1994'de Ankara 19 Mayıs Stadı'nda yapılan Başbakanlık Kupası maçında ve 6 Nisan 1997'de yine Trabzon'daki lig maçında rakibini 4-3'lük skorlarla yendi.


    Fenerbahçe ise 17 Ekim 1992'de Hüseyin Avni Aker Stadı'ndaki gol düellosundan 4-3 galip ayrılırken, 2000-2001 sezonunda İstanbul'daki lig maçını 5-2 kazandı.

  • UEFA Avrupa Ligi play-off turu ilk maçında Trabzonspor, deplasmanda Liverpool'a 1-0 yenildi.

    İlk yarıyı 1-0 yenik kapatan bordo-mavililer, ikinci yarıda Ngog ve Torres gibi oyuncuları sahaya süren Liverpool karşısında savunma güvenliğini ön planda tutmaya çalışırken, ender ataklarıyla da rakip kalede gol aradı, ancak başarılı olamadı.

     


Anayasa Değişikliğine destek verecek misiniz?

  • 58

    58%

  • 35

    35%

  • 5

    5%

  • 2

    2%